Ana Sayfa         e-ileti        Site Haritası

MARKA NEDEN ÖNEM KAZANDI - NE KADAR ÖNEMLİ ?!...


İş dünyamıza dönem dönem giren ve kısa bir süre sonra – belki önemini değil ama - popülerliğini yitiren çok sayıda “Moda kavram” var. Bunlardan biri de, Türkiye’de özellikle 2000 yılından sonra konuşulmaya başlanan ve “Markalaşma”, “Marka Yönetimi”, “Marka Bilinci”, “Marka Bilinirliği”, “Marka Ligi” gibi deyimlerin etrafında dolanan ve adına “Marka” denen şu gizemli şey.

Ciddi bir çoğunluğu, “Burada fason olarak üretip 2 Dolara sattığınız mal, Amerika’da 100 Dolardan alıcı buluyor. Siz de markalaşın, sizin ürününüz de 100 Dolardan satılsın” edebiyatına dayanan ve KOBİ’lere “Bunun için size de bir logo tasarlayalım, kurumsal imajınızı geliştirelim, genel müdürünüzü veya patronunuzu röportajlara çıkaralım, 3-5 milyon Dolarcık küçük bir reklam bütçesi ile işe başlayalım” şeklindeki önerilerle devam eden “Markalaşma”, acaba neden bu kadar gündeme geldi dersiniz?

Birinci görüş, hemen hemen tüm sektördeki tüketicilerin daha fazla marka bağımlısı oldukları yönünde. Yani bu görüşü savunanlara göre tüketiciler, satınalma tercihlerini yaparken ürün veya hizmetin özelliklerine, kendi ihtiyaçlarına, fiyat düzeyine değil, markanın tanınırlığına, bilinirliğine göre hareket ediyorlar. Aynı mal veya hizmet, başka bir şirket tarafından, daha iyi koşullarla sunulsa bile tüketici sırf bu “Marka ürün”e sahip olmak için inanılmaz fiyat farklarını vermeye hazır. Yani, tüketicinin gözünde marka bilinci iyice arttı, ve dolayısıyla şirketler markalarını “Yönetmek” zorunda. Hatta acilen “Marka yönetimi” bölümleri kurulmalı, ve mümkünse sadece “Marka yönetimi”nden sorumlu bir genel müdür yardımcısı atanmalı. Markası olmayan şirketler ise acilen en yakın reklam ajansına başvurmalılar ve ilk andan itibaren paraları tasarımcılara, yapımcılara ve en önemlisi “Medya”ya akıtmaya başlamalılar. Üstelik ne güzel, “Reklamın iyisi – kötüsü olmaz” diye bir laf da var. Ve bütün bunların tuzu – biberi olarak, reklamın satışlara doğrudan etkisini ölçmek de kimsenin aklına gelmiyor. Böyle bir ölçümün yapılamayacağı söyleniyor. Yapılacak tek şey “Anımsanma ligi” denen bir “Bilimsel” ölçüm. İşin en güzel(!) tarafı şu ki, reklama ve marka yönetimine milyonlarca Dolar para akıtan reklamveren de buna inanmış, reklamın ve marka tasarımının gerçek getirisini sorgulamak aklına bile gelmiyor. Bu adeta dokunulmaz bir tabu!

İkinci bir görüş ise, insanların çok küçük bir kısmının – diyelim ki %5’inin - bile, satınalma kararlarında rasyonel davranmaya, yani artık “Ben markaya falan para vermem kardeşim. Kaliteli malı kim ucuza verirse, gider oradan alırım” demeye başlamış olması. Başka bir deyimle, o güne kadar sadece “Marka” olduğu için, istediğine istediği fiyattan mal satabilen bazı firmaların satışlarında, diyelim ki, sadece %5 oranında düşüş olması. Ah, pardon... Asıl önemli olan şu: Daha başka, yani “Bambaşka” bir deyimle, başarısı veya başarısızlığı asla sorgulanmayan, adeta “Dokunulmaz bir tabu” olan birtakım sektörlerin, diyelim ki, sadece %5 oranında kan kaybetmeye başlaması. Ve kuşkusuz, tehlike çanları çalmaya başlar başlamaz, ortalığın birbirine katılması ve bir anda “Marka” konferanslarının birbiri ardına patlaması, yabancı pasaport taşıması nedeniyle iyice baştacı edilen ve adeta tanrı gibi tapılan bazı marka uzmanlarının alel-acele Türkiye’ye getirilmesi... Ve daha neler, neler.

Bu arada, bundan yıllar önce, marka ve benzeri konularla ile ilgili izlemiş olduğum bir konferanstaki – yukarıdaki satırlarla doğrudan ilgisi olmasa da - anımı aktarmak istiyorum. Her konuda olduğu gibi, marka konusunda da çok “Bilgili” olarak tanıtılan, kişisel PR’ı (Halkla İlişkileri) mükemmel yapılan bir kişinin yaptığı konuşmada, “A” ve “B” renklerini taşıyan bir logoya sahip olan Dünya çapındaki bir hamburger markasının, geri kalmış ülkelerden birindeki bir futbol takımına ait stadyumun altına açacağı dükkanda kullanacağı logoyu kendi renklerine değil, futbol takımının renklerine (Diyelim ki, “A” ve “C”) boyayacağı iddia ediliyordu. Üstelik hamburger firmasının şanssızlığı da şuradaydı: Firmanın renkleri olan “A” ve “B”, söz konusu futbol takımının “Ezeli rakibi”nin renkleriydi. Ama firma, bu dükkanı mutlaka açmak istiyordu ve bunun bedelini ödemeye hazırdı. Bu bedel ise, tüm Dünyada kullandığı logo renklerinden fedakarlık etmek anlamına geliyordu. Yani geri kalmış ülkedeki futbol takımının renkleri, Dünya çapındaki hamburger markasının renklerine üstün gelecekti. Buna da “Global düşünmek, ama yerel davranmak” deniyordu. Vay canına!.. Geri kalmış ülkenin iş dünyası, bu muhteşem konuşmacının engin bilgisi ve kehaneti sayesinde, yeni bir deyim daha kazanıyordu.

Ben ise yanımda oturan arkadaşıma “Göreceksin, bunların rakibi olan diğer hamburger firması, futbol takımına daha çok para verecek ve kendi logosunu, kendi istediği renklerde stadyuma çatır çatır yerleştirecek” demiştim. Nitekim öyle oldu.

Oguz C. GEL


İRGBPMTEİBHMREİYTNB
            ON-LINE BİLGE

* ONLINE MARKA
* ONLINE PATENT / F. MODEL
* ONLINE TASARIM

- Yeni başvurularınız için ARAŞTIRMA
- Eski başvurularınız için DOSYA TAKİBİ

işlemlerini   "BURADAN" yapabilirsiniz !...
Tarih:
Sayı :
BİLGE PATENT ELEKTRONİK BÜLTENİ
Eylül /2008
002
Patent tescili ve/veya marka tescili yaptırarak haklarınızı koruyabileceğiniz en doğru yerdesiniz !...
© 2007 - 2016 Bilge Patent Ltd. Bu sitenin tüm hakları Bilge Patent Ltd.'ye aittir. Bilge Patent Ltd.'nin yazılı izni olmaksızın kullanılamaz!
ONLAR DA BİLGE PATENTTERCİH ETTİLER                                                       Tüm Referanslarımız...
Oruç Reis Mah. Tekstilkent Ticaret Merkezi B-15 Blok No: 51 Esenler 34295 İstanbul, Türkiye
Tel.: +90 212 554 74 74 (pbx)   Faks: +90 212 554 74 74   e-ileti: bilgi@bilgepatent.com.tr